33 Bin Feet - Ümmü Gül Yılmaz

Murat Yaman | 13:26 | | | Be the first to comment!

33 Bin Feet - Ümmü Gül Yılmaz

Sevgili arkadaşım Gül Yılmaz'ın, 33 Bin Feet isimli ilk kitabı raflarda ve benim kitaplığımdaki yerini aldı. Öncelikle kendisini yürekten tebrik ediyor, iş hayatında gösterdiği başarıları yazarlık hayatında da kendisinden beklediğimizi belirtmek istiyorum.

Yolculukla ilgili en beğendiğim sözlerin başında, Marcel Proust'un "Tek gerçek yolculuk, aynı gözle yüz değişik ülkeyi dolaşmak değil, aynı ülkeyi yüz değişik gözle görebilmektir." sözü gelir. Gül bunu başarabilen ender insanlardan. Bu nedenle 33 Bin Feet; bir çift gözün baktığı değil, birçok gözün gördüğü, güzel bir yol anıları kitabı olmuş.

İçindeki her bölümünden, her hikayeden farklı bir tat alıyorsunuz. Bir roman okuyorum diye düşündüğünüz bir anda, bir masalın içinde buluyorsunuz kendinizi. Keskin bir dram burnunuzun direğini sızlatırken, bir anda mutluluk gözyaşları gözlerinizden süzülmeye başlıyor...

Kahramanımız ise, bazen kendi çocuğuna ders veren bir anne, bazen annesinden ders alan bir çocuk, bazen sevecen bir eş ama çoğu zaman vefalı, şefkatli, iyi yürekli ve fedakar bir dost olarak yer alıyor bu hikayelerin içerisinde.

Ayrıca, satır aralarına dikkatlice baktığımda gördüğüm gizli otobiyografinin, tek başına bir kitabı hak ettiğini de mutlaka söylemeliyim. İlgililere duyurulur! :)

Ortaokul'da okurken gruplar arası bir tartışma düzenlenmişti. Konumuz "Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi bilir?" idi. Ben, çok okuyan bilir tarafındaydım. O zaman da her zaman olduğu gibi tartışmanın bir galibi çıkmamıştı. Aradan yıllar geçti. Şimdi edindiğim tecrübelerle çok gezenin, ama bakarak değil görerek gezenin, daha çok bildiğini düşünmeye başladım.

Her yolculuk, yolcu için bir kişisel gelişim macerasıdır. Bu açıdan baktığımızda, eskinin seyyahları günümüzün kişisel gelişim uzmanlarıdır diyebiliriz. Yolcunun yola çıkmadan önceki hali ile yolculuk tamamlandığındaki hali arasında mutlaka bir fark olacaktır, olmalıdır. 33 Bin Feet'i okuduğunuzda ne söylemek istediğimi, gerçek öyküler eşliğinde çok daha iyi anlayabilirsiniz.

Ümmü Gül Yılmaz ve Murat Yaman

Bembeyaz kıyafetinin üzerine döktüğüm kola nedeniyle hem 17 saat boyunca ıslak bir yolculuk yapmak zorunda kalmış hem de o kurumuş leke ile bizi karşılayan şirket yöneticilerine gülümsemeyi başarabilmiş, Seoul sokaklarında benim gibi yemek problemli birine yiyecek yemek arayan, bir ucundan diğer ucuna araba ile geçtiğimiz Güney Kore'de, arabayı kullanan şirket yetkilisi ormanda yolu şaşırıp kaybolduğunda bize bakıp: -Sağdan mı gidelim, soldan mı? diye sorduğunda bile soğukkanlılığını! koruyabilen, gerçek bir dost, gerçek bir arkadaş olan sevgili Gül Yılmaz ile yakında bir röportaj yapmayı planlıyorum. Kendisi ve kitabı hakkında merak ettiklerinizi bana iletirseniz, sorularınızı sizler adına sorabilirim.

Kitap hakkında detaylı bilgilere Yeni Sayfa ve Idefix bağlantılarından ulaşabilirsiniz.

Yazımı büyük üstad Ahmet Haşim'den bir alıntı ile bitirmek istiyorum:

Ahmet Haşim - Yollar
Yazının devamı

Led Aydınlatma - 2 | LED'ler ve LED Aydınlatma Hakkında Genel Bilgiler

Murat Yaman | 05:50 | | | Be the first to comment!

LED Hakkında Genel Bilgiler

İnsanoğlu'nun sınırsız ihtiyaçlarının, Dünya'nın sınırlı kaynaklarıyla karşılanmaya çalışılması neticesinde, zaten kısıtlı olan temiz hava, içilebilir su ve enerji kaynaklarımız tükenme noktasına gelmiştir. Sorunun çözümü noktasında önümüzde iki seçenek belirmektedir. Yeni ve alternatif kaynaklar bulma ya da mevcut kaynaklar üzerinde tasarruf tedbirleri uygulama.

Yeni ve alternatif kaynaklar bulma yöntemi, hem pahalı olduğu hem de uzun zaman gerektirdiği için var olandan tasarruf etmek daha hızlı ve pratik bir çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha önce Led Aydınlatma (Led Lighting) - 1 başlıklı yazımda da vurguladığım nedenlerden dolayı aydınlatmada LED kullanımına geçilmesi, bireysel ve kamusal olarak alabileceğimiz tedbirlerin en başında gelmektedir.

sera etkisi

Aydınlatma Tarihine Kısa Bir Bakış

Eski çağlarda, güneş tek aydınlatma kaynağımızdı. İlk gece hayatı bu keşif ile mi başladı bilmiyorum ama yapay ışıkla aydınlatma ilk olarak ateşin keşfiyle başlamıştır. Daha sonra meşale, yağ lambası, gaz lambası ve mum uzunca bir süre karanlıklarımızı aydınlatan ışık kaynakları olarak kullanılmıştır.

19. yüzyılın ortalarında Edison'un flamanlı lambayı geliştirmesi ile yeni bir aydınlanma çağı! başlamıştır. Akkor, flüoresan, halojen, sodyum ve metal halide lambaların kullanımının yaygınlaşması, geçen yüzyılı diğerlerine göre daha parlak geçirmemize neden olmuştur.

İlk LED, 1907’de icat edilmiş, ticari olarak kullanımına 1960'lar da başlanmış, 1970'lerden mavi rengin elde edildiği 1990'lı yıllara kadar uzunca bir süre kırmızı, yeşil ve sarı renklerde üretilmiştir. Bugün kullandığımız beyaz renk ise 2000'li yılların başında elde edilebilmiştir.

Aydınlatma Tarihi

Led Nedir?

LED; tek yönlü akım geçiren, yarıiletken diyot ailesinin, geleceği oldukça parlak opto-elektronik bir ferdidir. Üzerinden akım geçtiğinde foton yayarak ışıma yaptığı için LED - Light Emitting Diode yani Işık Yayan Diyot olarak isimlendirilmiştir.

Pozitif yüke sahip P maddesi ve negatif yüke sahip N maddesinin arasında kalan yasak enerji aralığı LED'in yaydığı ışığın rengini belirler. Bu nedenle farklı renge sahip LED'ler, değişik yasak enerji aralığına sahip GaAs, Gap, GaN, AlInGaP ve InGaN yarıiletken malzemelerden üretilirler.

LED’lerle beyaz ışık üretmek iki yöntemle mümkündür. Birincisinde; kırmızı, yeşil ve mavi üç adet LED yongası bir kılıf içerisinde birleştirilerek beyaz ışık elde edilir. İkinci yöntemde ise, LED yongasında üretilen mavi ışık bir fosfor tabakasını uyarır ve beyaz ışık üretilir.

Led İç Yapısı

Neden Led?

Günümüzde; sinyalizasyon, reklam panoları, elektronik cihazlar, kara, hava ve deniz taşıtları, sokak aydınlatması, mimari yapı ve sanatsal eser aydınlatması ile iç ve dış mekan aydınlatması gibi aydınlatma ihtiyacı duyulan her yerde LED'ler kullanılmaktadır. Aydınlatmada en çok tercih edilen çözüm olmasının başlıca nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Üretim ve kullanım şartlarına bağlı olarak 20.000 ila 100.000 saat yüksek çalışma ömrü,
  • Klasik akkor lambalara oranla 30 kat, floresan lambalara oranla 10 kat daha az güç tüketimi nedeniyle sağladığı yüksek enerji tasarrufu,
  • Üzerinde harcanan gücün %99'undan fazlasını ışığa çevirmesi nedeniyle sağladığı yüksek verim ve daha az ısı, (klasik akkor lambalarda bu oran %5-%10 civarındadır)
  • Farklı fiziksel şekillere sahip olarak üretildiği ve hafif olduğu için, tasarım esnekliği sağlaması,
  • Darbe ve titreşimlere karşı dayanıklı olması,
  • Elektromanyetik alan üretmemesi, civa içermemesi ve radyasyon yaymaması nedeniyle çevre dostu ve sağlıklı olması,
  • Patlayıcı ve yanıcı risk içeren ortamlarda güvenle kullanılabilmesi,
  • Hızlı açma ve kapanma süreleri,
  • Farklı metotlar kullanılarak basit ve ucuz şekilde kontrol edilebilme yeteneğine sahip olması,
  • Düşük DC voltaj değerleri ile çalışabilmesi nedeniyle sağladığı can ve mal emniyeti,
  • Üretilen ışığın kolayca yönlendirilebilir olması,
  • Doğal ve canlı doymuş renklerin kolaylıkla elde edilebilir olması,
  • Toplam sahip olma maliyetinin diğer alternatiflere göre her geçen gün daha da azalması,
  • Düşük ve yüksek sıcaklık ortamlarında rahatlıkla kullanılabilir olması.

Neden Led

LED ve Tasarruf - Nasıl ve Ne Kadar?

LED ve tasarruf son günlerde dillere pelesenk olan bir kavram haline geldi. Önce konu ile ilgili Avrupa Birliği'nden ve ülkemizden iki bilgiyi paylaşmak istiyorum. Daha sonra hesap kısmına geçebiliriz.

Avrupa Birliği Komisyonu, yüksek enerji harcayan akkor lambaların 1 Eylül 2009’dan başlayarak 2012’ye kadar süren bir geçiş döneminde yasaklanmasına karar verdi. Bu karar ile hem enerji tasarrufu sağlanması, hem de aydınlatma için atmosfere salınan karbondioksit emisyonunun azaltılması hedef alındı. Önce 100W, ardından 75W ve nihayet 60W'lık akkor flamanlı ampullerin üretimi ve satışı yasaklandı. Böylece AB’de yılda 40 milyar kWh enerji tasarrufu sağlandı ve havaya 15 milyon ton karbondioksitin salınımı önlendi.

13/08/2008 tarihli 2008/19 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile tüm kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler ve kamu kurumu niteliğindeki meslek odalarının 1 ay içinde kendi sorumluluklarında bulunan yerlerdeki mevcut akkor flamanlı lambaları tasarruflu ampullerle değiştirmeleri zorunlu kılındı. Ülke genelinde yapılan uygulama sonucunda, toplam 1.828.742 adet ampul çıkarılarak yerine 1.758.954 adet tasarruflu kompakt floresan lamba takıldı. Satın alınan verimli lambalar için ödenen 11,5 milyon lira, 101 günde geri kazanıldı ve elektrik giderindeki azalma ile bütçeye yılda 41 milyon lira katkı sağlandı.

Evet, gelelim bireysel anlamda LED kullanımına geçmek bizi nasıl etkileyecek sorusunun yanıtına. Aşağıda gördüğünüz tabloda, 1 adet akkor flamanlı lamba (klasik ampul), kompakt floresan lamba (tasarruflu ampul) veya LED lamba kullanılması durumunda, aylık ve yıllık toplam elektrik tüketimimizi ve bunun için ödememiz gereken bedelleri görebilirsiniz.

tasarruf hesaplaması

Ancak, günümüz Türk mimarisinde evlerimizin 3+1 sisteme göre yapıldığını, bazılarımızın salonlarında birden fazla lamba kullanılan avizeleri olduğunu, antre ışıklarının her zaman açık kaldığını ve buzdolabımızın içinde bile ampul kullanıldığını düşünürsek, yukarıda bulduğumuz rakamları 5 ile genişlettiğimizde daha gerçekçi sonuçlara ulaşabiliriz. Sonuçları aşağıda görebilirsiniz.

tasarruf hesaplaması

Yukarıdaki hesaplamalara dahil edilmeyen bir iki faktöre daha değinmek istiyorum. Birincisi, lamba çeşitlerinin ömürlerini mukayese edecek olursak; 1000 saatlik bir kullanım ömrü olan akkor flamanlı lambayı ortalama 220 gün kullanabiliriz. Bunun yerine tasarruflu kompakt floresan lamba tercih ettiğimizde kullanım süresi 6 yıla çıkmaktadır. LED'i seçmemiz durumunda ise bu değer, sıkı durun tam olarak 30 yıla çıkmaktadır. Buradan çıkan sonuç; 1 adet LED lambanın kullanım süresi boyunca 50 adet akkor flamanlı lamba değiştirmemiz gerektiğidir. Yine toplam elektrik tüketimlerini karşılaştırdığımızda; LED'e geçtiğimizde daha az elektrik tüketeceğimiz için doğaya verilecek sera gazı miktarıda daha az olacaktır. Daha fazla ayrıntı isterseniz, Enerji Bakanlığı'nın Kamuda Verimli Aydınlatmaya Geçiş Raporu ve Türkiye Enerji ve Enerji Verimliliği Çalışmaları Raporu belgelerini inceleyebilirsiniz.

Led Sürücü (Led Driver) Devreleri

LED'lerin ışık yayabilmesi için bazı elektriksel ön şartların sağlanması gereklidir. Kırmızı LED: 1,8V , Sarı LED: 2,0V , Yeşil LED: 2,2V ve Mavi - Beyaz LED'ler: 3,6V eşik gerilimine ihtiyaç duyarlar. Bu değerlere ulaşıncaya kadar LED'ler ışık yayılımı yapmayacaklardır. Devreye bağlanırken polaritelerine dikkat etmek gereklidir. Ters gerilime dayanımları azdır ve kataloglarda belirtilen üst değerlerin aşılması durumunda zarar göreceklerdir. 10ma'den 700mA'e uzanan akım değerleri aralığında LED üretimleri mevcuttur.

led çeşitleri

LED'lerin soğuk olduğu ve ısındığı zamanlardaki iç direnç değerleri aynı değildir. Isının yükselmesine bağlı olarak devreden geçen akım azalmaya başlayacaktır. LED üzerinden sabit bir akım yerine değişken bir akım geçmesi nedeniyle, LED'den yayılan ışığın:

  • PARLAKLIĞI değişecektir.
  • RENK SICAKLIĞI değişecektir.
  • LED'in KULLANIM SÜRESİ (ÖMRÜ) değişecektir.

Bu nedenle, başarılı bir aydınlatma projesine imza atmak istiyorsak; görsel ve optik ihtiyaçlara göre LED seçimini tamamlandıktan sonra, LED'leri malzeme kataloğunda belirilen sabit akım değerinde çalıştırabilecek bir LED Sürme (LED Driver) devresi ile birlikte kullanmamız ve uygun bir şekilde soğutmamız gerekmektedir.

Doğru LED sürücü seçimi, dikkat etmemiz gereken en önemli parametrelerden biridir. Çünkü, akım sınırlandırma en basit şekilde dirençle yapılabildiği gibi, anahtarlamalı LED sürücü devreleri ile de yapılabilmektedir. Ancak aralarında başta verim (efficiency) olmak üzere, emniyet (safety) ve güvenirlilik (reliability) farkları vardır. Tasarruf yapmak istediğiniz bir projede, yanlış seçilmiş bir akım sınırlandırma devresi, elde etmek istediğiniz tasarrufu daha işin başında ortadan kaldırabilecektir.

led sürücü - led driver

Yazı planladığımdan çok uzun oldu. Ancak günümüzün oldukça önemli konularından biri olan LED'ler LED Aydınlatma hakkında bu ön bilgileri vermeden serinin daha sonra gelecek olan yazılarının çok da iyi anlaşılabileceğini düşünmüyorum. Eğer sıkılmadan okuyup buraya kadar gelebildi iseniz sizin de mutlaka bu konuda söyleyecek sözünüz vardır. Değerli fikirlerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim.

Yazının devamı

Kariyeriniz düşmanınız olur mu?

Murat Yaman | 13:32 | | | Be the first to comment!

Kariyeriniz düşmanınız olur mu

Sevgili Coşkun Taşdemir ve Ahmet Alpat bloglarında yayınladıkları Can Sıkıntısı ve Mühendislik Öğrencilerinin Şuursuzluğu Üzerine isimli yazıları ile, mesleğe yeni başlayan arkadaşlara önemli uyarılar da bulundular. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Ben ise bu yazımda, Coşkun Taşdemir'in, yazısının sonunda sorduğu soruyu kendimce yorumlayarak devam etmek istiyorum. Soru şöyle:

Kendimizi gerçekten geliştirdikten sonra o “gelişmişliğimizi” kullanabilecek imkanlar / ortamlar / zamanlar bulamadığımızda bunun ağırlığını kaldırabilecek miyiz?

Kişisel olarak, imkanlar / ortamlar / zamanlar bulamadığımızda kaldırmak zorunda olduğumuz tek ağırlığın maalesef gelişmişliğimiz olmadığını düşünüyorum. Kimi zaman gelişmişliğimizin en önemli getirilerinden biri olan iyi bir kariyer de insanın başına kaldırılması daha zor bir ağırlık olabiliyor. Nasıl mı?

İyi bir kariyer sahibi olmak istiyorsak; her konuda bilgili (yatay gelişim) ama en az bir konuda uzman (dikey gelişim) olmalıyız diye düşünüyorum. Uzman olduğumuz bu konu sayesinde, çalıştığımız kurum ve/veya alternatifleri nazarında aranılan ve istenilen bir konuma ulaşabiliriz. Bu konumda geçirdiğimiz süre ise bizi tecrübeli elemanlar saflarına katar.

İyi bir firma elinde ki bu uzman ve tecrübeli kişiyi genellikle bench başında değil masa başında görmek ister. İsminin başına ve maaşının sonuna getirdiği eklentilerle o kişiyi yönetici yapar. Bu yüzden Ar-Ge departmanları çoğunlukla en iyi mühendislerini başka bölümlere yönetici olarak kaptırır. Artık o ne tam bir Ar-Ge'ci ne de tam bir yöneticidir. Arafta kalakalmıştır. Neyse bu konuya başka bir yazıda değinirim. Buraya kadar herşey çok güzel. Ancak hayat her zaman böyle gitmez.

Geçen zamanla birlikte, transfer dışında bir iş değişikliği yaşamak zorunda kalırsanız, uzmanlığınız ve tecrübeniz sizin en büyük düşmanınız olmaya başlar. Eş-dost ve tanıdık etkisi de iş hayatımızda minimum seviyede ise eğer, yeni bir iş bulmak gittikçe zorlaşmaya başlar.

Uzmanlığımız, çalışabileceğimiz alan - sektör sayısını çok daraltır. Yeni mezun olduğumuzda, bakım sorumlusundan, proje mühendisine ya da Ar-Ge çalışanına kadar oldukça geniş bir alanı kapsayan iş müracaatlarımız edindiğimiz uzmanlıkla birlikte olası iş veren sayımızı bir elin parmaklarından daha aza indirebilir.

Yine uzmanlığımız girmek istediğimiz firmalarda ki muhtemel pozisyonlara fazla gelmeye başlar! Artık çiçeği burnunda bir overqualified olmuşuzdur.

Tecrübemiz, girmek istediğimiz firmadaki yöneticiler tarafından tehlikeli görülür! Çünkü sizi işe alacaklar için potansiyel bir rakipsinizdir.

Ayrıca yaşımız da sıkıntı olmaya başlamıştır. İlanlardaki 30-35 yaş sınırları gözünüze daha çok takılmaya başlar.

Üzerinizdeki aş, eş ve çocuk baskısı ile yanlış kararlar alır, uzmanlık alanınızı hatta sektörünüzü değiştirmeyi düşünmeye başlarsınız. Olmaz mı? Çok çalışarak ve talihinde yardımı ile tabiki olabilir. Ama olmama ihtimali olma ihtimalinden her zaman daha fazladır.

Bahsettiğim bu tablo inanın ki hayal ürünü değil. Bu durumda olan, geçmişte mesleğinde çok başarılı olmuş ancak şu an ne yapacağını bilemeden oradan oraya savrulan arkadaşlarım var.

Yeni mezun olacak arkadaşlara kendimce bir tavsiyem olacak. 30'lu yaşlara kadar mesleğinizde zirveyi hedefleyin ve bu hedefe ulaşabilmek adına kendinizi maksimum seviyede geliştirin. Ama 40'lı yaşlara kadar, mutlaka ama mutlaka, alıştığınız, yaşadığınız hayat tarzını ve sosyal imkanları size ve ailenize sunacak iyi bir işe ve/veya maddi kaynağa sahip olmaya çalışın. Yoksa Allah korusun, yaş 50ler'e gelirken kurduğunuz cümlelerin çoğu eyvah ve keşkeler ile başlayabilir...

Düşünceleriniz benim için önemlidir. Paylaşırsanız çok sevinirim.

Yazının devamı

Hükümdar - Mustafa Çevik

Murat Yaman | 11:45 | | | Be the first to comment!

Hükümdar - Mustafa Çevik

Olay ve kişileri çevreleyen şartların betimlenme şekli okuduğum kitaplarda dikkat ettiğim unsurlardan biridir. Çünkü yapılan betimleme romanı okuyanı, okuduğu koltuktan, ortamdan alır, tasvirin hemen ardından gelecek olan olay kurgusunun yaşandığı hayali mekana taşır. Yani fiziksel olarak siz kitabı tutuyorken, düşünsel olarak kitap sizi içine almıştır. Kişisel olarak bu adımdan sonraki beklentim, kahramanlar ile birlikte bir olaya şahit olmak hatta o olayı iliklerime kadar hissederek yaşamaktır.

Kitapta, Türkler'in yaşam alanı olan Ötüken, savaş meydanları, bozkırın uçsuz bucaksız stepleri, eski Türk kültürü, adet, gelenek, görenek ve dini inançları çok güzel bir şekilde betimlenmiş. Ancak, hemen ardından, örneğin Türk Ordusu'nun kendisinden üç kat daha kalabalık bir düşmana karşı; inançları, cesaretleri ve teknolojik üstünlükleri ile kazandığı muhteşem bir zafer oldukça basit bir iki tümce ile anlatılmış. Sanki destan ıskalanmış, ansiklopedik bilgiler romanın içine alelacele yerleştirilmeye çalışılmış. Bu açıdan kitap, Nihal Atsız'ın tasvirlerinin içine sıkıştırılmış, Jean-Paul Roux (Türkler'in Tarihi) kitabı gibi olmuş. Aslında, Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor romanlarını okuyanlar ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklardır.

Ancak yukarıda söylediklerimden kitabı sevmediğim, beğenmediğim anlaşılmasın. Anlatılmış olan ansiklopedik bilgiler, kendi hayatımda görüp duyduğum ancak kökenini bilmediğim bir çok şeyi daha iyi anlamamı sağladı. Günümüzde başkaları tarafından sahiplenilmeye çalışılan bir çok güzel adetimizin temelinin Türk Töresi olduğunu öğrendim. Kitabı okuduktan sonra, Türkler'in İslamiyeti kabul etmelerinde, Gök Tanrı inancı'nın oynadığı rolü daha iyi anlayabiliyorsunuz.

Sonuç olarak Mustafa Çevik'in Hükümdar'ı; lirik bir destan beklentilerini karşılamayan ancak unutulanları hatırlatan bir kitap olarak, kitaplıklarımızda ki yerini almayı hak eden güzel bir eser. Okumanızı tavsiye ederim.

Yazının devamı